gulnihalertugrul
Featured Bir kadının yeni hayatı...

Bir kadının yeni hayatı...

Bir kadının yeni hayatı, öyle Orhan Pamuk'un romanındaki gibi bir kitap okumakla başlamaz. Pek çok kitaplar okunur,  otobüslere binilir,inilir, uzak şehirlere gidilir, otellerde kalınır, mutluluklar yaşanır, eğlenilir, ağlanılır, evler taşınır, kalpler taşınır, bulutlarda yürünür, aldatılanlar olur, hayaller/kalpler kırılır, burunlar sürtülür, kıvranılır kıvranılır, yeni hayatlara başlanılır... sancısız, acısız doğum olur mu?
Olmaz mı?
Aklıma geldi işte, öyle yani...

Bugün 14 Şubat...
Yazarken aklıma gelen sevdiklerimden, iz bırakanlardan, arkadaşlarımdan, eski sevgilimden bahsetmek istiyorum... Ortaya karışık, yanar döner bişey yapmak istiyorum. İsteyen, okurken mumları yakabilir, isteyen fotoğrafları... arada bir  kahkahalar atabilir... Yazarken aklıma gelmeyenler alınmasın lütfen, spontan bişey bu, roman yazmıyorum ki, kurgulayayım...

Aklıma Amanda Lear geldi biraz önce...Yuğtuptan videolarına baktım, vikipedyadan da biyografisine...Ajda Pekkan'nın giderek ona benzemesi şaşırttı beni bebeyim, inanmayan baksın...

Nilüfer Angara'daydı geçen hafta, İzmir'e göçmeden son bi kere geleyim sana abla dedi... Ayaklarına sağlık, Norveç'te  pahalı veya dandik olan ihtiyaç maddelerini toparlayabilmek için çarşı pazar gezdik, özlediklerini yedik/içtik, eğlendik, en son gece de Hayal Kahvesine gidip kek yerine konduk. Bak, sırası gelmişken söylemeden edemiycem yaw, çok kızdım çünkü... rezervasyon yaptırmak için aradım, yapmadıklarını, kapıda yardımcı olacaklarını söylediler...bi grup çalacakmış vs...Neyse ...kapıda rezervasyon sorunca hopladım ben bir kere... içeri girdik parasıynan değil mi kardeşim... iliştiğimiz masayı yarım saat sonra alıp da 4 süslü hatuna verdiler mi? onlarda tüm geceyi 1 şişe bira ile geçirdiler mi? bir daha hopladım... İstediğimiz votka tonik yarım saatte gelmedi, hatırlatınca pos makinesini getirip parayı çekip, bir yarım saat daha beklettiler mi? gene hopladım...En sonunda su istediğimiz ve gene yarım saat beklediğimizi  garsona hatırlattığımızda elindeki viskiyi uzatıp, sen çok gerginsin,bi viski iç rahatla  demez mi? Lan !!! ben senin askerlik arkadaşın mıyım?  dümbük...
Barmen de keza öyle... hepsi müşteriden çok içmişler...
Neyse ki  çalan grup iyiydi ve hoplamalarım dans olarak kaldı...Nilüfer'in yorumu: tüm bu içtiklerimiz nerdeyse bir şişe oldu, açtırsaydık şişe, ne masamızı alırlardı ne de saygıda kusur ederlerdi ... haklı, kendi mesleği. Halbuki çalışma hayatına Zarifi'de başlamıştı, soluğu Oslo'da aldı... Fekat o bile garsonların lakayıt tavırlarına kıl oldu...

Ben böyle yazıyorum, yazdıktan sonra yazar arkadaşım Pınar Yılmazer'i arıyorum, "üstadım nasıl olmuş bi yorum yapıver hadi" diye de soruyorum...Sağolsun hep benim moralimi pohpohluyor...Pınar benim Yıldız'dan sınıf arkadaşım, gençlere hitaben yazdığı bir kitabında da, Ailemizin kitaplığının doluluğundan ve benim okuma aşkımdan bahsetmiş.
Çok yetenekli bir mimar ve ressam olduğunu biliyorum şahsen, O yazarlıkta da güzel bir yol almış...Hala okumayanlar varsa aranızda romanının adı "Kan Kelebeği" Epsilon yayınlarından... şiddetle tavsiye ederim....

Geçen seneki 14 şubat yazımda, evliyken kutlamak için lahmacun yemeğe gittiğimizi anlatmıştım... Bu sene de, boşandıktan sonra hiç bir 14 şubatı özel biri ile kutlamadığımı, hiç hediye alıp vermediğimi yazmak istiyorum. Gelen mesajları memnuniyetle okuyup,tebessüm ediyor, yapay kutlama/hediye gazlarının, reklamların, radyo-tv programlarının arasından sıyrılıyorum...

Aslında sevgilisi/eşi olana hırs, olmayana da başarısızlık hissi yaratan bu tüketim olayından az bile olsa etkileniyorum ve farkındaysanız iki senedir de bu konuda geyik yaparak yazıyorum... Eski sevgilimle bile kutlamayı beceremediğimi de itiraf etmek istiyorum...

Bunu yazarken Gülten aradı, "napıyorsun bu akşam senin kesin bir programın vardır di mi?"  Heyy yaa... bak! dışardan nasıl görünüyorsun Gül... burda bişeyler yazıcam diye debelenip dur bakalım...Sevgili Gülten, güzel dileklerin, sana katlanarak gelsin, 1993'den beri aralıklı görüşsek bile keyfini kaybetmeyen güzel huylu, güzel düşünceli arkadaşım...

Ah hemen arkasından Nesrin'den bir mail aldım ki, hemen onu da aradım... Nesrin'le 13 yaşından beri arkadaşızdır...Dile kolay 30 yıl....Arada izimizi kaybettik ki feysbuk sağolsun,  buldu beni...İyi dilekler vs...

Herkes gönlündekini bulsun, kıymet bilsin, kıymet versin...Öyle hediye mediye ile olmaz bu işler...Para ile alınamayan şeyler sunman lazım sevdiğine... Tek taş falan ne? fırlatıp atarsan kızdığında kafayı deler lan...

Sabah okuduğum dilek pek bi güzeldi, bak buraya kopipeyst yapmak istiyorum...

" Konserlere gidelim.
Basketbol oynayalım.
jengada olabilir.
Maça gidip küfredelim.
Uçurtma da uçurabilir miyiz?
Vosvosumuz olsun, içinde bizim müziklerimiz olsun.
Kumsalda uzanıp deli gibi içelim.
Gece de yıldızlara bakabiliriz.
Bisikletle gezerken yağmur yağsın, sırılsıklam olalım.
Benimle kek yapar mısın?
Aynı kitabı yan yana uzanıp okuyalım.
Ben sana uyurken şiir de okurum.
Sünger Bob izleyelim ara sıra olmaz mı?
Balık tutalım, sonra tekrar denize bırakalım onları.

Boşver aşık olmayalım biz. Beraber eğlenelim sadece.
Ama hep benimle uyu. Olur mu? happy valentine supergirl"


Bunu okuyunca aklıma şu şarkı geldi...

Başka türlü bişey benim istediğim...
Ne ağaca benzer, ne de buluta...
Burası gibi değil gideceğim memleket...
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava....

(Yeni Türkü'den dinleyiniz, sözler de Can Yücel'in bildiğim kadarıyla...)

Eski sevgilimden bahsedemedim yahu bu kadar laflayınca...Neyse... O da öyle işte... Birgün tivıtırda şunu yazmıştım arkasından...
"Ex-manitanin yenisi! "O" pırlanta gibi adamdır. Yegane tektaş sende yani bilgin olsun."

Hadii selametle.... arayı fazla açmadan görüşmek dileğiyle....

Burası gibi değil gideceğim memleket...
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava....

Leave a comment

Make sure you enter all the required information, indicated by an asterisk (*). HTML code is not allowed.

Nilüfer Sætrevik